site ağacıSite Ağacı aramaArama
ÇAPANOĞLU CAMİİ (Cami-i Kebir)
           Osmanlı İmparatorluğu döneminde Avrupa etkisinde ortaya çıkan Türk Mimari Stili’nin Anadolu’da meydana getirilen nadide eserlerden biridir. Şehrin her tarafından görülebilen bu eser, Yozgat’ın ve Yozgat’ta Çapanoğulları’nın ölmeyen sembolü halindedir.
Camii iki kısımdan meydana gelmektedir. Birinci kısmı Çapanoğlu Ahmet Paşa’nın büyük oğlu Mustafa Bey tarafından Hicri 1193 yılında; ikinci kısım ise kardeşi Süleyman Bey tarafından Hicri 1209 yılında yaptırılmıştır. Mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Ve 16 yıl ara ile yapılan ilave ile iç ve dış camii olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. İç cami beyaz, dış cami açık kahverengi-bordo kesme taşlarla yapılmıştır. Cami’nin dört tarafı avlu duvarları ile çevrilmiş olup, avluya doğu ve batıdan kemerli birer abide kapı ile girilmekte iken 1964 yılında kuzey tarafından üçüncü bir kapı daha açılmıştır. Avlunun giriş kapıları hizasından güneyde kalan kısım Çapanoğulları Ailesi ve memleketin eşrafı için kabristan olarak kullanılmıştır.
Cami avlusunun kuzey duvarına bitişik mermer sütunla sundurma altında 17 adet abdest alma muslukları sıralanmıştır. Bu çeşmeler müstakil bir kaynaktan beslenmektedir. Şadırvan duvarının arkasında hiç dikkat çekmeyecek şekilde ve bilenlerin dahi incelemeden farkına varamayacakları bir ustalıkla yapılmış takriben otuz metre küp su ihtiva eden geniş bir haznesi vardır. 1964 yılında avlunun batı köşesinde şehir şebeke suyuyla beslenen ve sundurmadaki mermer sütunlar alınarak, dört tane de yenisi ilave edilmek suretiyle sekiz sütuna dayalı sivri kemerler üzerine oturmuş sivri kubbeli modern bir şadırvan daha yapılmıştır. Daha sonra 2009 yılında yapılan camii resterasyonu proje uygulamasında 1964 yılında yapılan şadırvan yıkılarak kaldırılmıştır.
 
 
          Cami’nin birinci kısmı harim, harimin kuzey istikametinde mahfil ve mahfil altındaki iki büyük ayak etrafında üç ayrı kapı ile son cemaat yerine çıkılmaktadır. Kare biçiminde olan harim; geniş kubbe ile örtülmüştür. Güney, doğu ve batı yönlerinde duvar içine gizlenmiş, kuzeyde daha belirli sekiz örme ayak üzerine atılan sivri kemerlerle geniş kubbeye geçirilmektedir. Bu örme ayaklar dışarıdan da kubbe eteğine kadar devam ederek yukarıda kubbe kasnağının etrafında sekiz adet müstakil kule meydana getirmektedir. Köşelerde örme ayaklara dayalı yarım kubbe biçimli tromplar vardır. Kuzeydeki ayaklara bağlı sivri kemerlerin oluşturduğu üçlü bir sistem iki kata bölünerek cephesi harime açılan mahfili meydana getirmiştir.
Harim kubbe kasnağındaki 16 adet yuvarlak kemerli vitray pencereden başka güney, doğu ve batı cephelerinden üçer sıralı, üçer pencere olup, alt sıra pencereleri dört köşe ve mermer taş çerçeveli, diğer pencerelerin tamamı vitray, alçı işlemeli ve renkli camlarla süslenmiştir. Minberin sağındaki ikinci sıra penceresinin alt kısmında bulunan alçı işlemeli (Kelime-i Tevhid) yazısının altında Hicri 1376 tarihi görülmektedir. Kanımızca bu vitray pencerelerin ve Cami’nin tamir edildiği (M.1956) tarihi ifade etmektedir. Cami’nin orijinal tezyinat ve süslemeleri çeşitli zamanlarda yapılan tamirler dolayısıyla kaybolmuş, bunlardan sadece zemin pencereleri üzerinde kalem işi motif ve süslemeler kalmıştır. Daha sonradan yenilenmiş olan, barok üslupta yaprak, çiçek, vazo motifli tezyinatta; yeşil, kırmızı, mavi, sarı, portakal renkleri kullanılmıştır. İki pencere sırası arasında, harimi üç taraflı çevreleyen kuşak gibi siyah zemin üzerine beyaz renkle ve girift bir Osmanlı Neshi ile Fetih suresi yazılmıştır. Bu yazıyı Hulusi isminde bir hattatın nakşettiğini sonundaki: ‘’Ey Hulusi daima sen, kıl tazarru-et niyaz” (Daim olsun Yadigâr’ın bunda, bu hatt-ı beyaz) İmza beyitinden anlamaktayız.
          Cami hariminde en parlak sanat özelliğini mihrap ve minber taşımaktadır. Kıble duvarı zarif profillerle bir çıkıntı yapan mihrap kırmızı, siyah, beyaz, açık kahverengi, sarımsı beyaz ve yeşil mermer bloklarla adeta işlenmiştir.
          Yine kıvrık akantus yaprakları, fistolu motifleri (C) ve (S) kıvrımları, deniz kabuğu motifleri, mihrabın çevresini taçlandırmakta, iki yanda renkli kalem işi nakışlar halinde çiçekler ve yapraklar bu zenginliği artırmaktadır. Minber renkli damarlı mermerlerden barok motiflerin de yer aldığı çeşitli şekillerle bir mücevher gibi süslenmiştir.
          Cami’nin Çapanoğlu Mustafa Beye ait Hicri 1193 tarihli kitabesi harimin dış camiiye açılan ve yapının tac kapısı üzerindedir. Bu giriş renkli mermerlerle işlenmiş zengin barok üslublu bir tezyinata sahiptir.
          Kapı kemerlerini zengin profiller kuşatmakta ve bu kompozisyondaki işlemeler yukarıya doğru daha da artarak en üstte bir tac kısmı meydana getirmektedir.
          Son cemaat mahallinin sağ yanında ve zeminde (dışarıdan girilir) minareye çıkış yerini içine alan bir küçük oda ile üzerinde camii için depo olarak kullanılan, batıya yüksekten küçük bir penceresi olan loş bir oda vardır. Bunun simetriği olan tarafta ise cami dışında kalan ve ayrı bir kubbe ile örtülü kareye yakın dikdörtgen planlı bir türbe bulunup burada Çapanoğlu ailesinden 18 adet mezar bulunmaktadır. İleride bu türbede medfun olanların isimleri ve türbenin yerleşim planı bulunmaktadır.
          Bugünkü Cami’nin ikinci bölümünü teşkil eden ve dış cami adını verdiğimiz kısım Cami’nin dört sütunla biten üç küçük kubbeli son cemaat mahallini içine alan ve buradaki sütunların yanına birerden dört sütun daha ilavesiyle ortada aynalı tonozla örtülü bir dikdörtgen ve bunun iki yanında iki kubbeyle örtülü kare bölümün teşkil ettiği üçlü bir sistem meydana getirmektedir. Harim kısmından başlayarak dışarı doğru çıkıldıkça genişleyen üç tane üçlü sistem şeması bu esere ünik bir karakter kazandırmıştır.
          Çapanoğlu türbesinin girişi böylece dış cami içinde kalmıştır. Süleyman Bey tarafından türbe girişi yanındaki çarşı kapısına bakan pencere boşluğu da kullanılmak suretiyle duvarın kıble yönüne, Peygamberimizin Sakal-ı Şerifi’nin konulduğu çekmece için özel bir yer yaptırılmıştır.
          Dış ve iç Cami’nin bugünkü girişi kuzey cephesine açılan üç kapıdan yapılmaktadır. Bu cephenin önüne doğru doğu ve batı uçlarında üçer basamaklı ortada yarım daire planlı birer merdivenle eski bir platforma çıkılır. Tam ortaya daha sonra eklendiği yapısından anlaşılan üç bölmeli, nisbeten küçük bir kapı revakı yerleştirilmiştir. Bu küçük kuruluşun sekiz sütun üzerindeki kemerlerle taşınan örtü sistemi iki yanda kırma beşik tonoz ve ortada bir kubbe ile kaplıdır. Orta kapı üzerindeki kitabede Dış Cami dediğimiz bu ikinci kısmın, Çapanoğlu Ahmet Paşanın oğlu Mustafa Beyin kardeşi Süleyman Beyin yaptırdığını ve Hicri 1209, Miladi 1794 - 1795 yıllarında tamamlandığını kitabesinden anlamaktayız.
          Dıştaki orta kapı önünde revak kubbesi içerisinde bulunan kitabeden, burasının Süleyman Bey’in torunu Mahmut Celalettin Paşa tarafından Hicri 1319, Rumi 1317, Miladi 1901 tarihinde Cami’nin boya ve tezyinatının yeniden yaptırıldığını anlamaktayız. Kitabe de şunlar yazılıdır.
‘’İşbu Camii şerifinin şu tarz nazar-rüba ve bedia nümade nakş-ı Nigar ile telvin ve tezyini vakıf-ı mağfur Huld-ü aşiyan Abdul-Cebbar Zade Süleyman Bey’in hafidi Mahmud Celalettin Bey Efendinin azm-i dindarane ve himmet-i yegânesiyle suret pezir olmuşdur. (tallahu Bekaehu ve Vaffakahu Hayran kesiran)




 
Facebook -  Twitter'da Biz
Yayınlarımız      Webmail
İntranet  KültürPortalı
Alo 176
Bize Yazın
         
     
     

 

İçerik Görüntülenme Sayısı

Bu sayfa 2993 kez gösterilmiştir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı © 2014